CESUR MEHMET
Mehmet 16 yaşında bir çocuktu anne ve babası ile Tekirdağ’da yaşıyorlardı. Mehmet bir saatlik okul yolcuğu sonucunda eve varmıştı. Eve geldiğinde babasıyla hasret gidermek isteyen bu çocuk eve gelir gelmez babasını aramaya başladı. Babası evde değildi bu garip geldi ve belki annesine yardım ettiğini düşünerek annesinin yanına tarlaya koşmuştu.
Uzaktan
annesini görmüştü fakat babası hiçbir yerde yoktu. Annesine babasının nerde
olduğunu sordu. Annesinden aldığı cevap:
-
Bugün birkaç asker geldi ve seni cepheye
istiyorlardı. Baban, onun okulu var ben onun yerine gitmek istiyorum dedi. Baban
senin yerine cepheye gitti oğlum.
Bunu duyduktan sonra annesine sarılıp ağlamaya başlar.
Mehmet çok korkuyordu içindeki bir ses babama ya bir şey olursa, o benim yerime
ölürse ne olacak diye düşünüp duruyordu. Annesi ise üzüntüden ağlamak istiyordu
fakat çocuğun yanında ağlayıp onu da üzmek istemiyordu. Mehmet kafasında kurup
babasının yanına gitmeye karar kıldı ama nasıl gideceğini bilmiyordu. Bunu
birisiyle konuşmalıydı fakat bu annesi olmamalıydı, kesinlikle karşı çıkacaktı.
Mehmet hasta numarası yaparak birkaç gün okulu astı ve annesi tarlaya gittikten
sonra köyün bilginlerinden birine giderek:
-
Buradan Çanakkale ne kadar yol Ali Dede?
-
Cepheye bir gün belki bir buçuk günde ulaşırsın oğlum
fakat neden?
-
Ali Dede babam cephede benim yerime savaşıyor,
benim onu yalnız bırakmamam gerek onunla vatanım uğruna ölmem gerek.
Ali Dede bunu duyunca gözleri doldu ve:
-
Oğlum ben sana yolu göstereceğim ileriki dağdan
sonra göreceksin cepheyi ama yanına bir sürü erzak almalısın hem hava soğuktur
üzerine kalın bir şeyler al.
Ali Dede Mehmet’in anlından öptü ve dikkatli olması konusunda
onu uyardı. Çocuk annesinin tarlasına gitti ve annesine yardım etmek istediğini
söyledi aslında aklındaki birkaç yiyecek almak idi. Bunu annesine fark ettirmeden
yapmalıydı. Annesinin yanında çalışıp aldığı para ile bakkaldan kendine bir
şeyler aldı. Bohçasında şunlar vardı. İki elma, bir armut, dört beş tane havuç
ve geri kalanı bisküvi doluydu. Okul çantasının içerisini boşalttı bohçasını
bir güzel yerleştirdi. Hemen içerisine iki matara suyu koydu. Akşam annesi yattığı
vakit Ali Dede ile köyün dışında buluşacaklardı. Mehmet annesinin odasına
gitmesini bekliyordu. Gece yarısı gibi annesi odasına çekildi ve Mehmet
annesini ağladığını duydu. Mehmet’in gözleri doldu ve odaya girmemek için kendini
zor tuttu. Ağlama sesi kesildikten sonra annesinin uyuduğunu düşündü ve hemen
çantasını aldı, yavaşça kapıyı açtı, rüzgârdan kapı sert kapanmasın diye kapıyı
tutarak kapattı. Ali Dede Mehmet'i görür görmez hemen yanına doğru koşmaya başladı.
Mehmet o kadar kalın giyinmişti ki kilolu gözüküyordu. Ali Dede hemen konuşmaya
başladı:
-
Beni biri burada görmeden gitmem gerek. Birisi
sana yardım ettiğimi görürse bana çok kızacaklardır eminim. Oğlum şimdi
buradaki yoldan gidiyorsun ve gördüğün koca dağın arkasına geçmen gerekiyor.
Dağın üzerine çıkma orada vahşi hayvanlar vardır. Bu yolda mermi taşıyorlar,
azıcık ilerlersen görürsün orada kadınların taşıdığı mermileri göreceksin.
Onlardan birisinin yanına gidersen sana seve seve yardım edeceklerdir.
-
Ali Dede bana bu kadar yardımcı olduğun için
teşekkür ederim.
-
Yolun açık olsun evladım.
Mehmet hemen yola çıktı yol okul yolundan daha kötüydü fakat
bu yolları geçmesi gerekiyordu vatanının uğruna ölmeye hazırdı. Ali’nin uykusu
gelmeye başladı daha önce yatması gerekirdi ama yatmamıştı. Gerekirse 3 gün
ayakta durabileceğine inanıyordu. O kadar hırslıydı ki onu kimse durduramazdı
babasını merak ediyordu kendisi uğruna ölmesini istemiyordu. Yüz kilometreyi
arkasında bırakınca uykusu ufaktan gelmişti ve yemeği neredeyse kalmamıştı bir elma
ve bir çikolata kalmıştı daha on iki saatlik yolculuğu vardı. Annesine gelirsek
annesi Mehmet’i çok merak etmişti. Kaçırıldığını düşünüyordu. Bunun içinde bir
fikir düşünmüştü Mehmet annesine mektup bırakacaktı mektubu gitmeden önce Ali
Dede’ye vermişti. Ali Dede mektubu evinin önüne bırakmıştı fakat rüzgâr uçurmuştu
mektubu. Annesi kendisini çok yalnız hissediyordu oğlu ve kocası yoktu. İçinde
bir huzursuzluk vardı. Onu yalnız bırakmamak için kadınlar destek veriyordu. Köye
birkaç asker gelmişti yine ve mermi taşınması gerekiyordu diğer kadınlar çok yorulmuştu.
Her kadın bir eve geçip dinlenmişti ve bazı kadınlar gönüllü olup mermileri taşıyabileceklerini
söylediler. Bu kadınların arasında Mehmet’in annesi de vardı. Mehmet o kadar
kötü durumdaydı ki artık açlıktan midesi kazınıyordu ve başı dönüyordu. Mehmet
biraz daha yol gidemeden yolun ortasında bayıldı. Kadınlar hızlı bir şekilde cepheye
ulaşmaya çalışıyorlardı mermiler zaten gecikmişti. Askerler kadınların yemek ve
su ihtiyaçlarını gideriyorlardı. Uzun bir yolu kat ettikten sonra yerde baygın
bir çocuk gören kadınlar çocuğun öldüğünü sanıyorlardı. Mehmet’in annesi göz
ucuyla çocuğa bakıyordu fakat oğlu olduğunu anlayamamıştı ilk bakışında. O
kadar kalın giyinmişti ki oğlu gibi zayıf bir çocuğa benzetemedi. Askerler çocuğun
yanına gitti ve çocuğun yaşadığı sadece bayıldığını anladılar. Çocuğu uyandırmaya
çalıştılar. Mehmet’in açlığını ve susuzluğunu giderdiler. Mehmet’in annesi
gerideydi. Askerler:
-
Oğlum burada ne işin var neden buralarda
geziyorsun?
-
Babamla vatan için savaşmaya gideceğim.,
Bunu duyan askerler onurlandı. Mehmet’in annesi çocuğun sesinin
Mehmet’e benzediğini duyar duymaz koştu ve Mehmet’i görünce duygulanıp sarıldı:
-
Oğlum! Bana neden söylemedin?
-
Anne ben sana mektup gönderdim gelmedi mi?
-
Hayır oğlum hiçbir şey yoktu ben senin kaçırıldığını
sandım senle köye döneceğiz senin okulun var gitmeyeceksin cepheye.
-
Annecim, cephede daha çok insana ihtiyaçları
vardır. Benim gitmem gerek babamla beraber savaşmam gerek.
Mehmet’in gözleri yaşarır. Annesi Mehmet’i eve götürmeye kararlıydı
fakat asker:
-
Çocuk doğru söylüyor hem boyu ve kilosuna
bakarsak silah tutabilir. Ne kadar çok kişi olursa o kadar iyi olur.
Mehmet’in annesi o kadar zor bir karar olduğun bilse de göndermek zorundaydı. Mehmet’i kadınlarla beraber cepheye götürdüler. Annesi Mehmet’in iki yanağından öpüp sarıldı. Görüşürüz oğlum dedi. Kadınları cepheye yaklaştırmamışlardı bir şey olması diye. Mehmet’e silahın nasıl kullanıldığını öğrettiler ve cepheye hazırladılar. Babasını görmek isteyen Mehmet babasının ismini söyleyerek babasının nerde olduğunu sordu. Babası hastane çadırlarından birisindeydi. Hemen içeri girdi ve sessizce babasının yanına gidip sarıldı. Babası karın boşluğundan vurulmuştu. Bir sonraki gün Mehmet’in babası cepheye gitmeliydi. Mehmet ile beraber cepheye gideceklerdi. Mehmet’in babası içinden onu koruması ve gerekirse onun için ölmesi gerektiğini düşünüyordu.
Mehmet ile cepheye giden babası uzun bir çatışmanın ardından mermiler durdu. Geri çekildiklerini sanmıştılar fakat geri çekilmemişlerdi Mehmet uzaktan bunu fark etti, tam bunu ayağa kalkacak babasına söyleyecekti fakat babasının ayakta olduğunu fark edip hemen ayağa kalkıp babasının omzundan bastırıp yere indirmeye çalışan Mehmet babasının önüne geçtiği için mermi sırtından kalbine kadar ulaşmıştı ve babasının kollarında hayatı sona erdi.
Yorumlar
Yorum Gönder