Hayatın anlamı "O" mu?
Hayata anlam katan nedir? Ailen mi yoksa kız veyahut erkek arkadaşın mı? Eğer bunlardan biriyse, bir hayatı birine bağlamak ne kadar doğru? Hayatınızın anlamı kaybolduğunda hayatınız mı bitecek? Daha nefes alamayacak mısınız? Bunları şuan yaşıyor isen zorlanıyor musun? Onu göremediğin için üzülüyor musun? Geceleri onu tekrar görmeyi dileyip, anılarınız aklına geldiğinde ağlıyor musun? Söyledikleri mi aklına geliyor? Herkes elbette bu duyguları yaşayacak, belki de yaşadı.
Bir zamanlar İstanbul Sarıyer'de bir çocuk doğmuş. Etrafında kendisine bakan iki insan görür. Biri kadın biri erkek. Sanki sonsuz bir sevgi besliyorlardı kendisine, çocukta verilen bu sevgiye karşılık verip hayatının anlamına anne ve babasını koyar. Çocuk büyüdüğünde, onu anaokuluna bırakıp anne ve babası eve gittiğinde çocuk ilk ayrılıkla tanışmış olur. Gün boyu ağlar göz yaşlarını durduramaz. Sonsuz sevgi beslediğin iki insan onu sanki yüzüstü bırakıp gitmiş gibi. Geri gelip gelmeyeceklerini bilmiyor, sadece düşünüyor, neredeler? Çocuk ağlayıp durur iken bir vakit geleceklerine inanır. Bir saat ağladıktan sonra ne gelen var ne giden. Etrafında bir kaç yaşıt çocuklar ve bir öğretmen. Sakinleşip etrafında ki insanlarla tanışır, anne ve babasını unutur çocuklarla oyun oynamaya başlar. Çocuk sonsuz sevgi beslediği anne ve babasının gelmesinden ümidini yitirir, insanlarla tanışır oyun oynar sanki onları unutmuş bir daha göremeyecekmiş gibi. Zaman geçer ve çocuğun anne ve babası gelip onu alır. Çocuk annesine ve babasına sarılır evine döner fakat okulda tanıştığı arkadaşlarını özler hemen sabah olsun ister. Heyecandan uyuyamaz çünkü arkadaşlarıyla oynayacağı oyunları düşünür. Uykuya geçtikten sonra uyandırıldığında tekrar kalkar heyecanla hazırlanır. Okula gider, arkadaşlarıyla oyun oyarken ailesini sürekli düşünür ve günü yine bitirir, günler birbirini takip ediyor. Hafta sonu geldiğinde iki gün arkadaşlarını görmediği için üzülür, hafta sonunu hafta içi ne yapacağım arkadaşlarımla ne kadar eğleneceğim diye düşünür. Hep hâyâl ediyor, şuanı hiç düşünmüyor hep ne yapacağım diye düşünüyor. Haftalar birbirini kovalar, aylar geçer ve okul biter. Şimdi eğleneceği kimse yok çünkü yarın okul yok, kimse yok yalnız kalacak evde sadece anne ve babası var. Yaşıtları kadar eğlenceli değil, yaşıtları gibi onlarla konuşamıyor. Çocuk ikinci ayrılığı yaşar...
Daha bir sürü ayrılık yaşayacak bir çocuk, bilmediği bir yerde annesi ve babası onu bıraktı diye ağlamaya başlayıp dönmelerini beklerken, sonradan çok sevdiği arkadaşlarıyla çok geç tanıştı. Hafta sonunda ailesi ile eğlenmek yerine arkadaşlarını düşünmeyi tercih etti. Anı yaşamak yerine geçmişteki şeyleri geleceğe yoğurdu. Bizde hep böyle yapmaz mıyız? Biri hayatımızdayken diğerlerine hayatımızı kapatırız, kapıları sonuna kadar kilitleriz, kimseyi içeri almayız. Ama içeriden biri dışarı çıktığında üzülüp içeride bekleriz. Biri kapıyı mı çaldı? Kim o? O değil mi? O değil ise önemli değil der kapıyı kapatır bekleriz. Artık tüm umudumuz tükendiğinde tekrardan kapıyı açar birilerini bekleriz. Gelenler olduğunda onlar içinde aynı şeyi yaşar kapılarımızı kitleriz. Birisi için reddettiğin ertelediğin kişiler senin için değerli birileri olmuştur. Onlarda çıktığında artık ayrılığa yavaş yavaş alışırız. Herkes akıllanır, zamanı geldiğinde... Bazı insanlar o kadar ayrılıktan sonra kapılarını kitler ve kimseyi yanına yani evine sokmaz. Kendisini karadelik yapar, herkesi yutar, kimseyi etrafında barındırmaz. Bazıları ise kapıyı herkese açar birisini özel bir odaya alır. Kendini dünya yapar etrafındaki insanları gezegenler yapar ve beraber tek bir insan yani güneş için dönmeye başlar. Karadelik olan sonsuza kadar yalnızlığı tercih etmiştir, dünya olan ise bir kişi için hayatını adamıştır. Hayatımız, gençliğimiz ne kadar sürecek biliyor muyuz? Zaman ne kadar hızlı geçiyor farkında değiliz. Herkesin kendini güneş yapması gerekirken, özne olması gerekirken insanların etrafında dönmeyi veya nesne olmayı tercih ediyor. Kendine odaklanmayı unutuyor, anı yaşamıyor, yıllar geçtikten sonra geriye baktığında hiçbir şeyi olmuyor sadece yıkık dökük ayrılıklar. Bırakın insanlar etrafınızda dönsün, siz gezin tozun, eğlenin, arkadaşlarınızla dışarı çıkın, sevin sevilin ama bunları yaparken diğer şeyleri ihmal etmeyin, hayata bir kere geliyoruz. Geriye baktığınızda güzel anılarınız olsun, birisi için hayatınızı karadeliğe çevirmeyin. Çünkü sonunda onlar olmayacak, aileniz şuan yanınızda belki değil bilmiyorum ama, yanında ailesi olanlar onların yok olduğu bir dünya hayal edebiliyor mu? Edemiyor çünkü onları özleyecek; geçirmediği her dakika, onları her öpmediği vakit için ağlayacak. O zaman başkaları hayatının merkezindeyken ailesini unutacak. Ailesi gittiğinde ise bu sefer ailesini merkeze koyup onun için üzülecek. Ömründen bir parça daha gidecek, geriye dönüp baktığında seksen yıllık yaşında dolu dolu geçirdiği belki bir kaç sene olacak. Nesne olmaktan, başkalarının etrafında dönmekten hayatını yaşayamadan bir kere geldiği dünyayı bitirecek.
Hayata anlam katan nedir? Yaşadığınız duyguları tek başınıza yaşamak değil, içinize atıp tek başınıza üzülmek değil. Bir kişi için dünyayı kendinize dar etmek değil. Hayatın anlamı; duyguların size kattığı anılar, tanıdığınız insanlar ve "SİZ" hayatın anlamısınız. Nesne olursanız, bazı cümlelerden mahrum kalırsınız, her cümlede var olmak zorunda olmazsınız. Ömrünüz bir iki anıdan ibaret olur. Peki kendinizi hayatınızın öznesi yaparsanız ne olur? Her bir cümlede olursunuz. Özne olursanız her cümlede olmak zorunda olursunuz, siz olmazsanız bir cümle olmaz. Ömrünüz anılardan ibaret olur. Dolu dolu yaşarsınız, geriye dönüp baktığınızda üzülürsünüz ama o anıları yaşadığınız için mutlu olursunuz. Bugün ağladığınız şey yarın sizi gülümsetsin, o gün o günde kalsın ki hayatınız fırsatlarını, anılarını kaçırmayasınız.
Yorumlar
Yorum Gönder